Anasayfa  İletişim  English
Türkiye Ve Sera Gazı ( Karbon ) Salınımı

Türkiye, 24 Mayıs 2004 ‘te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf olmuştur. 26 Ağustos 2009 yılında da Kyoto Protokolü’ne taraf olmuştur. Türkiye, Protokol kabul edildiğinde sözleşmeye taraf olmadığı için Protokolün EK-B listesinde yer almamış ve ilk yükümlülük döneminde ( 2008 – 2012 ) sayısallaştırılmış sera gazı emisyon azatlım veya sınırlama yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Türkiye, sözleşmenin 4 ve 12. Maddeleri ve ilgili COP kararları gereğince düzenli olarak sera gazı envanteri ve ulusal bildirim hazırlamakla yükümlüdür.

Envanterler, 19/CP.8 sayılı COP kararı uyarınca da düzenli gözden geçirmeye tabi tutulmaktadır.

Türkiye’de enerji emisyon salınımlarının oranları şöyledir: Kamu Elektrik % 37, Sanayi %21, Evsel Enerji Kullanımı %18, Ulaştırma %17, Tarım-Ormancılık-Balıkçılık % 5, Diğer % 2 dir.

Türkiye her ne kadar 2. Periyotta da yer almayacak olsa da ( 2012 – 2016 ); üçüncü periyotta mutlaka yer alacaktır.

Bununla ilgili olarak Türk Hükümeti, 2012 yılı başı itibari ile karbon salınım oranlarının hesaplanması ve bunun envanterinin tutulması için bir yönetmelik çıkartma hazırlığındadır. Bu yönetmelik ile, sera gazı salınımı yapan tüm işletmeler, salınım miktarlarını ( karbon ayak izlerini ) hesaplatıp, ilgili kamu birimine sunmak zorunda kalacaktır.

Bu neyi getirecektir? Başka bir ifade ile neden Karbon Ayak İzi hesaplanacak ve karbon salınımının önemi ne olacaktır?

Aslında bu hususlar bugün olmasa da yakın gelecekte çok büyük önem arz edecektir. Zira karbon ayak izi, bir işletmenin yaptığı üretim veya tüketim ile sebep olduğu sera gazı salınım miktarının hesaplanmasıdır. Bu hesaplama neticesinde işletmeler, ne kadar sera gazı salınımına sebep olduklarını öğrendikten sonra; bunu telafi edebilmek adına, nasıl bu salınımı azaltabileceklerini de öğrenip, projelendirip, gerekli yatırımları yapmak durumunda kalacaklardır.

İşte karbon salınımı olarak bilinen ve Kyoto Protokolü ile birçok ülkenin kendisini bağıtladığı, Türkiye’nin de muhtemelen 2016-2020 peryodunda da kendisini bağıtlayacağı sistemin neler getireceği ve Türkiye’deki işletmelerin bunu ne kadar bildiği meselesi ortaya çıkmaktadır.

Karbon Salınımının azaltılması çalışmaları, aslında 2050’li yıllarda fosil yakıt kaynaklarının tükenmesi ve alternatif enerji kaynaklarının yaratılmasına yönelik bir çalışma olmakla birlikte; şimdiden, alternatif bir finansal mekanizma da oluşturmuştur.

Dünya iklimindeki olumsuz değişiklikler ve bunu telafi etme çabaları, öncelikle yenilenebilir enerji kaynaklarının alternatif olarak kullanılma çabasını ortaya çıkarmıştır. Bu enerji kaynaklarının başında da su, güneş, rüzgar, jeotermal ve biyolojik atıkların geri kazanılması gibi alternatif kaynaklar ön plana çıkmıştır. Özellikle son dönemlerde gözlemlenen dünya siyasetinin de, bu tür enerji kaynaklarının yoğun olduğu bölgelerde lokalize olduğu görülmektedir. Hatta çıkartılan ayaklanmalar ve savaşların altında yatan ana sebep de, enerji kaynaklarının ve yollarının hâkimiyetine yönelik olduğu ve olacağı da gözlemlenmektedir.

Bugün dünyadaki büyük devletlerin tüm çekişmelerinin altında yatan ana konu, üretimi ve tüketimi sağlayabilecek yeterli ve sürdürülebilir enerjiye sahip olmak olduğu da aşikârdır.

Bu husus, ayrı bir makalede tek başlık altında da incelenmesi gereken bir husustur.
Karbon salınımına geri dönersek, karbon salınımının bu günkü durumu ve gelecekteki durumu hakkında da kısa bir bilgi aktarmak isterim.

BMİDÇS ve Kyoto Protokolü çerçevesinde organize edilen sera gazı salınımlarının düzenlenmesi, pratikte birkaç önemli başlığı öne çıkartmaktadır.

Öncelikle protokole üye ve EK listelerde ismi geçen ülkeler, ülkelerindeki işletmeler vasıtasıyla havaya saldıkları karbon miktarını düşürmeyi taahhüt etmektedirler. Bunu da, ya yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme ya işletmelerinde yapacakları düzenlemelerle ya da yeni teknoloji kullanımları ile tesislerin rehabilitasyonu ile sağlamaya çalışmaktadırlar.

Bunu yapamayan veya bugünkü durumu ile karbon salınımını azaltamayan ülkeler, fazla salınımları için bir bedel ödemek durumunda kalmaktadırlar. Bu ödenen bedeller de karbon salınımını azaltmak için, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak, işletmelerinde rehabilitasyona gitmek ve işletmelerindeki kullanımı kısıtlamakla salınım azaltılmasına yardımcı olmak isteyenlere, KARBON KREDİLERİ olarak verilmekte ve bir kısmı da hibe olarak aktarılmaktadır.

Kısacası fazla karbon salan, fazla salımı karşılığında bir bedel öderken; azaltmaya çalışana da uzun ve uygun vadeli kredi veya hibe olarak yardım yapılmaktadır.

Bir süre sonra bu mekanizma dışında kalanlar; ya ceza ya da vergi ödemekle karşı karşıya kalırken, bir taraftan da yeni ve nano teknolojilere yüksek bedeller ödemek durumunda kalacaklardır.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Uygulama Biriminin, bir EK-1 listesinde yer alan ülkenin, salım hedeflerine uymadığına karar vermesi durumunda o ülke salım hedefi farkı ile birlikte fazladan % 30 daha salınımını azaltması gerekecektir.

Örneklendirmek gerekirse; Bir ülkenin salınım hedefi % 10 olsun. Ancak reel salınımı ise % 12. Fazladan % 2 var. % 10 luk hedefin % 30’u da % 3 tür. Böylece ülke 2+3 =% 5 oranında salınım azaltmak durumunda kalacaktır. Bu durumda hem fazla olan % 2 yi düşürecek hem de taahhüdü % 10’dan, % 7’ye düşecektir. Bu da hem üretiminde hem de tüketiminde ciddi bir küçülmeyi gerektireceğinden, makro ekonomide ülke açısından ciddi problemler doğuracaktır. Bu da ceza alan ülkenin, fazla salınım yapan şirketlere bir ceza kesmesini gerektirebilecektir.

Örnekte de belirtildiği gibi; önümüzdeki yıllarda Kyoto Protokolüne üye olan ülkeler, olmayanlara büyük ve ağır yaptırımlar uygulayacaklardır. Bu konuya da örnekler vermek gerekirse;

  • Üye olan ülkeler, olmayan ülkelerden, kendi ülkelerine ihracat yapmak isteyen ülkelere, kendi sertifikalarını alma zorunluluğu getirebilecektir.
  • Yine bu tür ithalat ve ihracatlar için Kyoto Vergisi alınabilinecektir.
  • Veya ithalat ve ihracat kolaylıklarına konu olabileceği gibi kotalara da sebep olabilecektir.
  • Veya uluslararsası ticarette, şirket birleşmelerinde, satışlarda, kredilendirmede, kredi bulmada kolaylık veya zorluklara sebep olabilecektir.
  • Yine, temiz enerji üretimi kullanımı ile elde edilen ürünlerin tercih sebebi yapılabilecektir. Bu gelişmelerde yeni piyasaların oluşmasına sebep olacaktır.

Bütün bunların dışında verilmesi gereken bir diğer bilgi de işin finansal boyutu ile ilgili olan kısmıdır. Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Japonya ve Kanada bir araya gelerek Londra’da bir karbon borsası kurdular.
Bu borsa üzerinden, salınım azaltılması yolu ile elde edilen karbon kredileri, karbon salınım fazlası olanlarca bu borsa üzerinden alınarak bir dengeleme mekanizması oluşturulmaktadır. Bu borsanın 2012 yılındaki işlem hacminin 480 milyar dolar olması beklenmektedir.

Karbon Sertifikaları açısından iki önemli piyasa bulunmaktadır. Birinci piyasa, Kyoto Protokolü EK listelerinden yer alan ülkelerin içinde bulunduğu zorunlu piyasalardır. İkinci piyasa ise protokolde bulunmayan ülkelerin içinde bulunduğu gönüllü piyasalardır. Bu iki piyasa arasındaki en önemli farklardan birisi, piyasalar arasında karbon kredilerinin değerleridir. Gönüllü piyasalarda bir ton karbon 4,5 – 5,5 Euro/Dolar ararında karşılık bulurken; zorunlu piyasalarda bir ton karbon 12 -15 Euro/Dolar arasında işlem görebilmektedir.

Bu mali enstrüman, yenilenebilir enerji yatırımı yapan firmalar açısından büyük bir ek gelir kaynağı yarattığı gibi; iyi bir yatırım enstrümanı olup, aynı zamanda yatırım amortismanı açısından önemli bir kalem oluşturmaktadır.
Türkiye ise bu konuyla, daha yeni yeni bilgilenmekte ve ilgilenmektedir. Oysaki Türkiye, yenilenebilir enerji kaynakları açısından, hem yerli hem de yabancı yatırımcıların oldukça dikkatini çekmekte ve Türk Hükümeti de bu konuda yatırım yapılması için ciddi teşvikler sunmakta ve yatırımcıların önünü açmak için gereken çalışmaları yapmaktadır.

Bu makale içerisinde aktarılmaya çalışılan bilgiler ana başlıklar olup; her bir kalem başlı başına bir makale konusu teşkil ettiğinden fazla detaya girilmemiştir.

Ancak şunu ifade etmek isterim ki; Türkiye, yenilenebilir enerji açısından birçok imkanlarla doludur ve birçok dünya şirketi, bunun farkında olarak yatırım girişimlerinde bulunmakta ve uluslar arası fonlar da yenilenebilir enerji yatırımları için ciddi kaynaklar ayırmaktadır.

İşte bu nedenle, b alanda yatırım yapmak isteyen tüm firmalar, mutlaka ve mutlaka yatırımlarının en başında, karbon sertifikası almak için, yatırımlarının proje aşamasında bu çalışmaları yapmalıdırlar.


Av. Engin DÜZGÜN ve Av. Burcu KIRANCI
DÜZGÜN & KIRANCI HUKUK BÜROSU

© 2011 Tüm Hakları Düzgün&Kırancı Hukuk Bürosuna aittir. Bu sitede yer alan bilgiler tamamen bilgilendirme amaçlı olup, reklam unsurlarını içermemekte ve yer alan bilgi ve görüşlerden dolayı büromuzu sorumluluk altında bırakacak şekilde kullanılamaz. Kullanılması halinde de kaynak belirtme mecburiyeti vardır.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş tasarım, kodlama, hosting Bey Bilgisayar